Sütleğen Otu Nedir? Kısa Cevap
Sütleğen, koparıldığında süt görünümünde, acı ve yakıcı bir öz su salan yabani bir bitkidir; adını da bu sütünden alır. Botanikteki adı Euphorbia'dır; dünyada iki bine yakın türü sayılır ve Anadolu'da yol kenarlarından tarla kıyılarına kadar hemen her yerde bir çeşidi biter. Halk arasında birçok derde deva olduğu söylenir; ama sütü cildi tahriş eder, göze kaçarsa ciddi zarar verebilir.
İsmi acık garipçe, kabul ediyorum, ama anlamlı. Koparıldığında azımsanmayacak kadar süt benzeri bir sıvı aktığından mütevellit böyle bir ismi var herhal. Çocukluğumda çok haşır neşir olduğum bir bitkidir kendisi. Ne kadar haşır neşir diye soracak olursanız acele etmeyin; yazının sonunda, tek gözümle geçirdiğim o yarım güne geleceğiz :)
Adı Nereden Geliyor?
Köylünün kelime türetme mantığı basittir: gördüğünü söyler. Ekin biçerken ele takılan tahta alete ellik demişiz; kopardığında süt salan bu ota da sütleğen. Ne bir eksik ne bir fazla. Dalını kırdığınız anda bembeyaz bir damla beliriverir; ismin hakkını sonuna kadar verir yani.
İşin botanik tarafına bakınca da şaşırıyor insan. Bilim dünyası sütleğene Euphorbia diyor ve dünyada iki bine yakın türünden bahsediyor. Bizim kırda oynadığımız o ot, meğer koskoca bir ailenin Anadolu şubesiymiş. Daha da güzeli: yılbaşında saksılarda satılan o kırmızı yapraklı Atatürk çiçeği de aynı ailenin süslü kuzeni çıkmaz mı! Kimin aklına gelirdi :)

Sütleğeni Nasıl Tanırsınız?
Tarifi kolay: yol kenarında, taşlıkta ya da nadasa bırakılmış bir tarlada, diz boyunu pek geçmeyen, sarımsı yeşil çiçekli bir ot göreceksiniz. Emin olmak isteyen bir dalını koparsın; ucunda bembeyaz bir damla belirdiyse tebrikler, sütleğeni buldunuz. Yalnız o damlayı elinize yüzünüze bulaştırmadan önce yazının devamını okuyun derim :)
Neye İyi Gelir Söylentileri
Sütleğenin şöhreti büyüktür. Sıvısının müsil etkisi yaptığı, siğillere iyi geldiği, sıtma ve sarılık için kullanıldığı, hatta zayıflattığı bile söylenir durur. Bu söylentiler nereden çıkıyor derseniz: eskiden derdin dermanı eczanede değil kırda aranırdı. Her köyde bir bilen, her derde bir ot vardı. Adı süt olan bir bitkinin de kendine bu şöhretten pay kapması işten değil. Ben bu söylentilerin gerçekleştiğine dair bir olaya henüz şahit olmuş değilim. Çocukluğumda bunca haşır neşir olduğum bu bitkinin, kaşındırmasından ve eti kabartmasından başka bir etkisini görmediğim de doğrudur.
Şakaya vurduğuma bakmayın, bir uyarıyı da borç bileyim: sütleğenin sütü ciddi ciddi tahriş edicidir. Siğilime süreyim, kilo vereyim diye denemeye kalkmayın. Uzmanı da böyle diyor; yarım gün kör kaldığını sanan adam olarak ben de böyle diyorum.
Bizim Oyuncağımızdı
Bizim köyde — Arvallı'da, yeni adıyla Bağsaray'da — oyuncak dükkânı yoktu; kır ne verdiyse oyuncak oydu. Sütleğen de baş köşedeydi. Koparıp birbirimizin üzerine atardık. Anca öyle etkili oluyo zaten :) Değdiği yeri kaşındırır, eti kabartır; akşam eve dönen kolların bacakların hâlinden, o gün kimin savaşı kazandığı belli olurdu.
Kör Olduğumu Sandığım Gün
Gelelim o meşhur güne. Birbirimize attığımız o sütleğenlerden birinin sütü, nasıl olduysa gözüme bulaştı. Önce bir yanma, ardından perde. Tek gözüm yarım gün boyunca görmedi. O yaşta insan ne düşünür? Ben kör olduğumu düşünmüştüm. Kimseye söyleyemeden, bir gözü kapalı gezip duruyorum ortalıkta; içimde de dünya kadar korku. Neyse ki akşama doğru perde açıldı da dünyayı yeniden iki gözle görmeye başladım.
Yıllar sonra öğrendim ki bu iş hiç şakaya gelecek bir iş değilmiş: sütleğen sütü göze kaçtığında ciddi tahribat yapabiliyormuş. Benimki yarım günle atlatılmış, şükür. Buradan kırda sütleğenle oynayan yeni nesle sesleniyorum: atışmak serbest, göz hariç :)
Sözün Özü
Sütleğen; kimine göre yol kenarında biten sıradan bir ot, kimine göre şifa deposu, bana göreyse çocukluğumun hem oyuncağı hem de ilk büyük korkusu. Bu köy defterine daha önce encükleşmeyi, bulgur kaynatmayı, zivanadan çıkmayı yazmıştım; sütleğen de aralarındaki yerini alsın. Sizin çocukluğunuzun oyuncağı hangi bitkiydi? Bilen, hatırlayan yorumlara buyursun.

Kim ne diyor