Bugünkü konu başlığımız çile ne demek sorusu efenim. Bakalım ben olayı bağlayana kadar olay ne hallere varacak, göreceğiz hep beraber. Şimdi olay aslında "çilemek" fiilinden çıktı; onu yazayım derken, çile kelimesinin ne kadar çok kullanım alanı olduğunu fark ettim ve kendimi bir kelime yolculuğunda buldum. Sıkı durun, bu kelimenin neredeyse kırk hâli var — kırk demişken, o da işin içinde :)
Çile Ne Demek? Kısa Cevap
Çile, Farsçada "kırk" anlamına gelen ve Türkçede birbirinden çok farklı alanlarda yaşayan bir kelimedir: dert ve sıkıntı (çile çekmek), tasavvufta kırk günlük arınma dönemi (çilehane), bir demet iplik (bir çile yün), incecik yağan yağmur (yağmurun çilemesi), yayın kirişi (ok-yay çilesi) ve hayvanın etli canlı oluşu (sağlam çilesi var) bunlardan başlıcaları. "Çileden çıkmak" deyimi de kelimenin yay anlamından gelir.
Çilenin Kırk Hâli
Muhtemelen ilk akla gelen "çile bülbülüm çile" olur. Oradaki kullanım başlı başına ayrı bir blog konusu ama girmeyeyim şimdi; zira emir kipiyle söylenmiş hâlidir bu. Çileneceeek! Çile! komutu gibi. Böyle bir komut var, siz bilmezsiniz :)
Sonra dert tasa anlamındaki çile geliyor: çile çekmek, İsa'nın çilesi... Tasavvufta ise iş bambaşka bir güzelliğe bağlanıyor. Farsçada çile, kırk demek. Bu yüzden dervişler ruhlarını terbiye etmek için kırk gün dışarı çıkmadan çilehaneye kapanırlarmış. Bunu edebilene çilekeş, edemeyene çileşiken denirmiş. Yani birine "çilekeş" derken aslında "kırk günü devirmiş adam" diyoruz; kim bilebilirdi :)
Çile bezi diyeceğim şimdi, "yok o Şile bezi" diyenler olacaktır — haklılar da — ama bu anlamda kullanıldığını bilirim ben. Cümle içinde kullanalım: "Şurdan bi çile yün versene." Kollarını öne paralel uzatıp o ipliğin sarılıp bitmesini bekleyen bir kesim de vardır herhalde bunu okuyanlar arasında :) Bir de incecik serpinti hâlinde gökten düşen damlaları anlatan hâli var: yağmurun çilemesi. Ne güzel kelime ama.
İş oka yaya gelince kelime bambaşka gerildi: çile, oku fırlatmaya yarayan ipin, yani yayın kirişinin adı. Genellikle koyun bağırsağından yapılırmış. "Çok çile çektim ben" diyen adam, zamanında çok yay germiş olduğunu da kastediyor olabilir yani. Yay çekene çilekeş dendiği kullanım da var. Okun yaydan yanlışlıkla fırlamasından da "çileden çıkmak" deyimi doğmuş — bir de zıvanadan çıkmak var ki onun hikâyesini ayrıca yazdım, çok ilginç.
Daha bitmedi: "Sağlam çilesi var, tam kurbanlıkmış" cümlesindeki ağırlık tanımı da çile. Başrollerini Ediz Hun ve Türkan Şoray'ın paylaştığı, Yücel Çakmaklı'nın 1972'de çektiği filmin adı da Çile. Antalya ve İzmir'de birer yerleşim yerinin adı da... Ben kaptırdım gidiyorum, doğal olarak asıl konuya anca gelebildim.
Çilemek Fiili: Annemin Tarifi
Annemle konuşuyorum bir akşam, soruyor kadın: "Oolum yukaları naaptın?" Anne sorma ya, ben bir türlü tutturamadım onu ıslatmayı. "Ooolum ne var onda. Bi tasa goyuvicen suyu. Elinle çili çiliivicen (su serpiyorum), sonra gatlivi bi beze sar, tamam. Neyini beceremiyon sen onun?" — tercüme ihtiyacı olanlar için: çilemek, su serpmek demek. İşte kelimenin köydeki en canlı hâli.

Arkadaş, ya kuru oluyor ya hamur; pişirilmiş yufkaların sofraya gelene kadarki macerası bu. En sonunda çözümü buldum: 500 cc'lik pet su şişesinin kapağına 8-10 iğne deliği açıp yufka başına 50 gram suyla ıslatınca tam kıvamında oluyor. Annemin tepkisi: "Ooolum manyak mısın sen, kim hesaplicek onu?" Ben hesaplıyorum valla, başka türlü olmuyor :) Olayın kaynağı da şu: en son, umre dönüşü evden ne var ne yok arabaya yükleyip getirdiklerimin içinde 50-60 kadar yufka ekmek de vardı. E biri bunları ıslatacak sonuçta.
Kaybolmaya yüz tutmuş kelimelerin peşine düşmek, benim için fotoğraf çekmekten çok da farklı değil: ikisi de kayıt düşmek. Ellik ile başlayan kelime serisinin bu durağında çile vardı; heybede daha neler var neler.

Yeni yazı çıkınca haber vereyim mi?
Yalnızca yeni yazı ve albüm yayınlandığında kısa bir e-posta gelir; reklam, kampanya, başka bir şey yok. Her iletide tek tıkla çıkış bağlantısı vardır.