Emmi Ne Demek? Kısa Cevap
Emmi, Anadolu ağızlarında amca demektir; hem babanın kardeşi için hem de yaşça büyük, hatırı sayılan erkekler için kullanılan sıcak bir hitaptır. Amca biraz resmiyettir; emmi ise muhabbettir, aynı sofraya oturmuşluktur. Bu yazı da işte o kelimenin hakkını sonuna kadar veren bir adamın, Tunceli gezimde tanıştığım Hıdır Emmi'nin yazısı.
Anadolu hitap zengini bir coğrafyadır zaten: dayı, emmi, ağa, bacı, teyze, ebe... Şehirde herkes birbirinin "beyefendisi" olurken, köyde herkes akrabanızdır. Yolda selam verdiğiniz adam beş dakika içinde emminiz oluverir; sofrasına oturursunuz, çayını içersiniz, gitmenize de kolay kolay izin vermez.
12 Ay Askerlik Meselesi
Hıdır amca askerliğini 12 ay olarak yapmış. Şaşırdım açıkçası. Ne zaman bu yaşta bir insanla sohbet etsem askerlik konusu mutlaka açılır ve "ben askerliğimi 24 ay yaptım", "36 ay yaptım", "acemi birliği 6 aydı" gibi cümleler kurulurdu. Köy sohbetinin demirbaşıdır askerlik faslı; hava durumu gibi bir şeydir, illa uğranır.
"Hıdır amca, sen kısa dönem yapmışın askerliği yaa" deyince 😂 "Yok ulen ne kısa dönemi; bizim zamanımızda öyle kısa dönem, paralı askerlik mi vardı. Ne dedilerse onu yaptık" dedi 😉 Tek cümlede hem güldürdü hem özetledi: o nesil sormamış, seçmemiş; ne denmişse onu yaşamış.
Bu sohbetlerde sürelerin kafası da karışıktır bir yandan: kimi 24 der, kimi 36; sınıfına göre, yılına göre, hatta anlatanın hafızasına göre değişir. O yüzden Hıdır Emmi'nin 12'si masada ezber bozan cevap oldu; beklediğim her şeyi söyleyebilirdi de, "kısa dönem" savunması beklemiyordum :)
Çok Matrak Bir Adamdı
Çok matrak bi adamdı. Kapısının eşiğine oturmuş, bir eliyle kapının koluna tutunmuş, kahkahası eksik olmuyor. Sohbetin sahibi oydu; biz sadece makinenin deklanşörüne basıp o muhabbete ortak olduk. Fotoğrafçılığın en tatlı yanı da bu zaten: makine bahane, insan şahane.
Köyde portre çekmenin sırrını da buraya yazayım: sır makinede değil, çayda ve muhabbettedir. Makineyi çantadan en son çıkaracaksın. Önce selam, sonra sohbet, en sonunda "bi fotoğrafınızı çekeyim mi?" — o noktaya geldiğinizde zaten poz da hazırdır, gülümseme de.

O Kare
Ama şimdi bu kareyi görünce insanın içine bi hüzün çöküyor. Teyzemin o bakışlarında kim bilir ne hikâyeler yatıyor. Ne yaşanmışlıklar vardır elbette. Kare de kendiliğinden öyle kuruldu: teyzem önde, bakışları netliğin tam ortasında; Hıdır Emmi arkada, hafif flu. Sanki hikâyenin bu bölümünde söz teyzemde, Hıdır Emmi de arkadan onay veriyor.
Hatta duygusal bi şeyler yazıp kareyi dramatize etsem çok daha güzel olurdu ama valla hiç de öyle arabesk bi ortam değildi 😀
"Yaa Hatun, Bi Yol Öpücük Ver"
Şimdi Hıdır amcanın, "yaa hatun bi yol öpücük ver de bak gençler çeksin güzel güzel fotoğrafımızı" dediğini yazsam acaba ambiyansı bozar mıyım bilemedim ama gerçekler buydu valla 😎
Bir ömrü birlikte geçirdiği eşine hâlâ takılabilen bir adam düşünün. Köyde sevgi böyle bir şey; lafla değil, şakayla söylenir. O öpücük muhabbeti, bana kalırsa o gün çektiğim bütün karelerden daha güzel bir fotoğraftı; makineye değil, akla kaydolan cinsten.
Sözün Özü
Gezilerin rotası dağdır, göldür, tarihi taştır da; akılda kalan hep insandır. Munzur'un suyunu, dağların ihtişamını fotoğraflardan hatırlıyorum; Hıdır Emmi'yi ise fotoğrafa gerek kalmadan. O geziden geriye kalan bütün kareler Tunceli fotoğrafları sayfasında duruyor. Sizin de hayatınıza dokunan bir emmi, bir teyze varsa; yorumlarda tanıştırın, bu defter hepsine açık.

Yeni yazı çıkınca haber vereyim mi?
Yalnızca yeni yazı ve albüm yayınlandığında kısa bir e-posta gelir; reklam, kampanya, başka bir şey yok. Her iletide tek tıkla çıkış bağlantısı vardır.