Öncelikle kendinizden bahseder misiniz? Hakan Aydın kimdir? 

(Fi tarihinde bir dergi bana ulaşıp sizinle bir röportaj yapabilir miyiz diye sorumuştu. Ben de tabii ki dedim ve bana soruları göndermişti. Sonrasında bu yayınlandı mı yayınlanmadı mı hiç haberim olmadı fakat ben o kadar ciddi hazırlanmıştım ki :)) Beyaz Dergi diye bir dergiydi. Kaybolup gitmesin istedim. O yüzden bugün burada bunu da paylaşmak istedim)

Bunu bir insan yazdı

1973 yılında Ankara’da doğdum. Orta öğrenimimi Ankara ve İstanbul’da tamamladım. 25 yıl kamu hizmetinde çalıştıktan sonra devlete bu kadar hizmet yeter deyip kendime hizmet etmeye karar verdim. Meslek hayatım boyunca gittiğim yerlerde fotoğraf çekemediğim için çok üzülüyorum. O zamanların iş temposu buna olanak vermiyordu. O yıllarda araya anca bir ekonomi lisansı sığdırabildim. Yıllardan beri sevdiğim fotoğraf konusuna 2016’dan sonra ağırlık verebildim. Kendime bir isim bulmak istiyordum. Hakan Aydın evet ama öylesine yoğun kullanılan bir isim ki, Türkiye’de her 6 erkek isminden biri. Yeni bir isim bulma gereği hissettim ve Çekergezer’de karar kıldım. Arada sevgili Google’a bunu yazıyorum ve yarattığımla gurur duyuyorum :)))

Önceleri Çekergezer yazınca bunu mu demek istedin, şunu mu demek istedin, yok şöyle desen senin için daha iyi olmaz mı gibi beni çileden çıkaran tekliflerde bulunan sevgili Google, bu aralar yazdığımda “oooo sayın abim hoş geldin, ne verim abime”  diyor :))

Fotoğrafçılık ve Kameramanlık ön lisans, Sosyal Medya Yöneticiliği önlisans bölümlerini bitirdim bu süreçte. Şimdilerde ise 3 yıldır denediğim ve 3. yılda tutturabildiğim Gazi üniversitesi Gazetecilik bölümünü kazandım. Ama o kadar geç kaldım ki üniversitemin adı Ankara Hacı Bayram Veli olarak değişti. Tahmini 2027-28 gibi gibi de buradan mezun olurum diye ümit ediyorum.

Tamamen kendi tasarımım ve içeriğini kendimin ürettiği bir web sitesi yönetiyorum. Hiçbir şey için geç değildir diyenlerdenim ve önümde daha çok yapacaklarım olduğunu düşünüyorum. Bir çocuk babası ingilizce ve rusça biliyor :) Yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum.

Herkesin bir seyahat tanımı var. Sizinki nedir?

Seyahat denince ilk aklıma gelen  “acaba rotam üzerinde görmediğim neresi var ve orada nasıl fotoğraflar çekerim” oluyor. Öncelikli olarak ekipman çantamın hazır olup olmadığına bakarım ve tamamlarım. O tamamsa diğerleri bi şekilde telafi edilir zaten :)

Üç kişi fazla, iki eh, tek kişi ise candır derim her daim ama tek kişi olmanın da büyük zorlukları olur. Bazen bir manzara görürsün ve o manzara içerisinde hareket eden bir ilgi noktası ararsın. O ilgi noktası olmadan manzaranın bir anlamı olmayacağını bilirsin. İşte böyle durumlarda bir kişi olsun ki yürüsün o kadrajın içinde ve sen de doğru anı yakalayabilesin.

Kaç ülke kaç şehir gezdiniz? 

Sanırım 17 kadar ülke ve sayısını tam olarak bilmediğim şehir var. Tahmini 100’ün üzerindedir. Bu şekilde rakamsal ifade edildiğinde kulağa çokmuş gibi geliyor ama bence o kadar da çok değil. Dünya çok büyük. Hatta ülkemiz çok büyük. Önceliği kendi ülkeme vermeyi tercih ediyorum. Çekergezer haritam

Çekergezer Hakan Aydın Gezi Haritası

Bunların arasında sizi en çok etkileyen şehir neresiydi?

Aslında en çok etkileyen şehir İtalya Floransa demem Yılkı Atları bir çekergezer olarak fakat ben Tunceli’den yana kullanıyorum tercihimi. Floransa gerçekten de görmeden ölünmemesi gereken şehirlerden biri fakat Tunceli’nin doğası, insanı başka diyarlara götürüyor. İşin garip tarafı biz batıda yaşayanlar olarak doğudaki şehirlerimizi sadece belli gündem konularıyla özdeşleştiriyoruz. Bu yüzden de o şehirlerin doğal güzellikleri hiçbir zaman ön plana çıkamıyor.

Neden? 

Tunceli’ye gittiğim ilk günden itibaren insanların ileri görüşlülüğü, yaşam biçimlerine olan saygısı ve halkın üzerlerine yerleşmiş önyargılardan kurtulma isteği beni en çok etkileyen konu olmuştu. En ufak tanıtım fırsatını bile değerlendirmek isteyen Tunceli halkı bu konuda üst düzey çaba sarf ediyordu.  Ben de hiçbir karşılık beklemeksizin elimden geleni yapmaya çalıştım.

Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse; Tunceli’de fotoğraf çekerken, Türkiye’nin Başkenti Ankara Sokaklarında çektiğimden daha rahat bir ortam gözlemledim.

Tek kamera ile mi seyahat ediyorsunuz yoksa birden fazla mı? 

Bu sorunun cevabı amaca göre değişiklik gösterir. Ticari bir amaç ise ikinci kamera, hatta drone dahi alabilirim yanıma. Amaç sadece kendim için fotoğraf ise o zaman tek kamera ve fakat farklı lensler ile seyahata çıkıyorum.

Fotoğrafçılık çok masraflı bir hobi maalesef. Olay imkanlarla da sınırlı. İkinci kamera, farklı amaçlara hizmet edecek lensler, filtreler ve daha birçok farklı ekipman derken olayın şekli değişebilmektedir.

Telefonunuzla fotoğraf çektiğiniz oluyor mu?

Elbette telefonla fotoğraf çektiğim oluyor ama bu güne kadar hiçbir projemde o fotoğrafları kullanmadım. Genellikle yazdıklarıma altyapı oluşturması amaçlı elimin altında olduğu için fotoğraflar çekiyorum. Gezdiğim yerin tarihçesini anlatan bir broşür, tabela ya da buna benzer bir şeyler olduğunda elimde makinem yoksa telefonla çekmek daha kolayıma geliyor.

Önemli olan görmektir denir ya. Makine bir bakma aracıdır. Yakın geçmişimize kadar fotoğraf bir sanat dalı olarak adlandırılmıyordu. Resim sanatının yanında fotoğrafın sanatsallığı söz konusu bile olmazdı. Zira resim sanatında o resmi yapan kişi sanatçı olarak adlandırılırken, fotoğrafı çekenin bir makine olduğu görüşünün kırılması uzun yıllar almıştır. “O makine benim elimde olsa ben de çekerim” zihniyeti oldukça yaygındır.

Yine sevdiğim bir cümle ile bu soruyu sonlandırayım. İyi bir objektifle kazara kötü fotoğraf çekebilirsiniz ama kötü bir objektifle kazara da olsa iyi bir fotoğraf çekme ihtimaliniz yoktur. O yüzden eğer fotoğrafa ilgi duyuyorsanız küçük çaplı en azından yarı profesyonel bir makine ile başlamanızı tavsiye ederim.

Size göre kısaca fotoğraf nedir?

Fotoğrafı çekenin bakışı ve enerjisi, fotoğraf makinesiyle yeni bir görme biçimi oluşturur ve bu görme biçimi zamanla kişiyle özdeşleşir. Bir süre sonra kişi kendi tarzını oluşturmaya başlar. Böylelikle herkesin fotoğraf tanımı farklı olur

İyi fotoğraf sizce nedir? 

İyi fotoğrafın tanımını yapmak biraz zor. Olay göreceli bir durum. Kime göre iyi kime göre kötü. Bir yarışmada sergileme alamayan fotoğrafınız başka bir yarışmada birincilik alabiliyorsa bunun ölçütü ne. Herhangi bir yarışma bunu kıyaslayabilmek için yeterli bir veri mi? Çok derin bir mevzu aslında. Çünkü fotoğrafı çekenin bakışı ve enerjisi, fotoğraf makinesiyle yeni bir görme biçimi oluşturur ve o görme biçimi fotoğrafçının karakterini de yansıtır. Bana sorarsanız her fotoğrafım efsane :)

Temel fotoğrafçılık eğitimlerinde verilen bilgiler dahilinde çekilen her fotoğraf, oluşturulan her kompozisyon, elde edilen her kadraj, çeken kişinin gözünde iyi fotoğraftır.

“Olayın en çarpıcı, dramatik yapının kurulduğu en üst noktasında yakalanması an fotoğrafıdır.” demiş Cartier Bresson. Dünyanın en iyi an fotoğrafçılarından olan fotoğrafçının bu tanımı an fotoğrafı için çok yeterli bir tanım ama genel anlamda iyi fotoğraf tanımı sanırım beni aşıyor :)

Ve dijital ortamlardaki düzenlemeler konusunda ne düşünüyorsunuz?

Eskiden kalma bir terim olan karanlık oda işlemleri, dijital dünyada yerini sayısal makinelerle çekilen fotoğraflara bırakmıştır fakat özünde mantık değişmez. Yani, yeni nesil karanlık oda sayısal makinelerimizin içidir. Bana göre fotoğrafın yüzde 49’u karanlık odada çekilir, geriye kalan yüzde 51’i ise aydınlık oda işlemlerinden oluşmaktadır. Hatta durum öylesine büyük bir pazar oluşturmuştur ki hepimizin bildiği Adobe firmasının Lightroom denen uygulaması fotoğrafçıların vazgeçilmezi haline gelmiştir. (Photoshoptan hiç bahsetmiyorum bile:)

Fotoğraf kültüründe kullanılan çok sevdiğim bir cümle vardır. “Belgesel niteliğini bozmayacak” diye başlar. Bir cami fotoğrafı çekip, aydınlık odada o caminin 4 minaresini 6 minareye çıkartırsanız işte o zaman bu fotoğrafın belgesel niteliği kaybolmuş demektir. Bu ve buna benzer yapılan tüm işlemler bir aydınlık oda uygulamasıdır ve maniplasyon olarak adlandırılır.

Çekilen o cami fotoğrafında yerde bulunan pet şişe, sağdaki sigara izmariti, soldaki anlamsız çöpün temizlenmesi de bir çeşit maniplasyondur fakat bunlar küçük dokunuşlardır. Fotoğrafın belgesel niteliğini bozmayacağı kanaatindeyim. Ben fotoğrafın belgesel niteliğini bozan her türlü maniplasyona karşıyım. Bu demek değildir ki bu fotoğraflar değersiz. Ne derler her kör satıcının bir topal alıcısı bulunur. Demem o ki arz ve talep meselesi. Tamamen fotoğrafçının tarzına kalmıştır.

Sizce tripod seyahat ederken gerekli bir ekipman mı? 

Evet bence çok gerekli bir ekipman. Her ne kadar çoğumuzun taşımasını eziyet olarak görmesinden dolayı yanına almadığı üç ayaklar etkileyici fotoğraflar için olmazsa olmaz bir ekipmandır. Ben mutlaka yanıma alırım.

Makineyi sabitlemek için illa üç ayak olması gerekmiyor elbette. Doğada bulabileceğiniz her türlü düz zemin bize bu imkanı vermekle birlikte üç ayağın sunduğu imkanları maalesef bulamayız. O yüzden üşenmemek lazım :) Üç ayak şart.

Gün ışığı ile ilgili en önemli kural nedir?

Kurallarla kendimizi kısıtlamamak gerekir kanımca. Akıllarda yer etmiş, kime sorsan aynı cevabı alacağın bir klişe vardır. Güneşi arkana al. Evet güneş arkada olunca çektiğin model aydınlık olur, fotoğraf güzel olur ama güneşi karşına alıp bir yansıtıcıyla modeli aydınlattığında fotoğraf çok daha güzel olur. Zordur çekmesi ama daha çok sevdiğim bir tarzdır.

Fotoğraf İngilizce bir sözcüktür, kökeni ise Yunanca’dır. Photos ‘ışık’ graphos ‘çizmek’ sözcüklerinden oluşan Photography İngilizce’de fotoğraf karşılığı olarak kullanılır. Yani ışıkla çizmektir fotoğrafın temeli. Işık yoksa fotoğraf da yok demektir. Gün ışığı ile ilgili en önemli kural budur. Işık demek fotoğraf demektir.

Genel bir kural da sert ışık olgusudur. Evet sert ışıkta çektiğim on fotoğraftan sekizini beğenmem. Bu da o sert ışığın model üzerinde oluşturduğu sert gölgelerden kaynaklanmaktadır.

Fotoğrafçılıkta kullanılan ‘altın saat’ terimi hangi saat aralığını kapsıyor ve bu saatler neden önemli?

Evet böyle bir zaman dilimi var. Fakat altın saatleri belirli bir zaman dilimiyle sınırlamak olmaz. Bu saatler bulunduğunuz bölgeye, güneşin doğuş batış saatlerine ve mevsimlere göre farklılık gösterir. Örneğin Nisan ayında Kars’taki saatleri ile Edirne’deki altın saatler birbirinden farklılık göstermektedir.

Bu saatleri ezberlemek yerine olayın mantığını kavramak daha akıllıca bir durumdur. Mantık şudur. Fotoğrafı çekerken az ışık, sert ışık, parlak ışık gibi istenmeyen ortamlardan uzak durmak (özel amaçlı çekimler hariç)  Bunu da genelleyecek olursak, gün doğumundan bir saat sonrasına kadar ve gün batımından bir saat öncesine kadar olan zamanı kapsamaktadır altın saatler.  Amaç gün ışığının yumuşak olduğu zamanlardır. Mesela sisli havalar da güzel fotoğraflar elde etmek için uygundur.

Sizin için de vazgeçilmez saatler mi? 

Evet altın saatlerde çekilen fotoğraflar inanılmaz dikkat çekici ve güzel fotoğraflar oluyor. Işık olabildiğinin en doğal ve fotoğrafa yakışan halini alıyor. Vazgeçilmez mi? O kadar da değil elbette.

Asla unutmam diyeceğiniz bir anınız var mı? 

Fotoğrafta kurgu olayı çok da tarzım değildir. Doğanın o anki halini dondurup arşivime o şekilde dahil etmeyi tercih ederim. Biraz daha açmak gerekirse; özel bir amaca hizmet etmiyorsa, ekin tarlasının içinde gelinlikle dolaşan bir modelin fotoğrafını çekmek beni heyecanlandırmaz. Bunun yerine ekin biçmek için gelen teyzenin kadrajıma dahil olmasını beklerim. Ya da aydınlık oda uygulamalarıyla Karadeniz yaylalarının fotoğrafı üzerine sis efekti eklemektense, havanın sisli olduğu günü beklerim. Yani kurguyu doğanın kendisinin oluşturmasını isterim.  Fotoğraflarımda kurgu yapmıyorum demek yanlıştır. Hayat da bir kurgudur.

Bu şekilde bir giriş yapmamın sebebi aslında beni heyecanlandıran ve asla unutmayacağım fotoğraf anımın da bir kurgu sonucu ortaya çıkmış olmasıdır.

Babadağ'dan yamaç paraşütüyle atlamak mı dersiniz, yoksa İsviçre'deki Verzasca Barajından bungee jumping mi dersiniz bilmiyorum ama bendeki adrenalinin tavan yaptığı an Kayseri’deki yılkı atları çekimim oldu.

Olay şöyle gelişti. Yılkılar sağa sola koşturuyorlar, ben kendimce emniyetli bulduğum bir alanda konumlanmışım. Göz vizörde ve aklıma yatan kompozisyonları elde ettiğimi düşündükçe deklanşöre basmaya devam ediyorum. Öylesine heyecan verici bir ortam ki dış dünyada ne olup bittiğini anlamak imkansız. Çünkü o esnada senin bütün dünyan, gözün ve makine ile oluşturduğun yeni bakış açın. Dış dünya ile bir bağlantın yok.

O toz duman gürültünün arasında bi ara Hakaaaaaan diye seslenen arkadaşlarımın sesini duymam, gözümü deklanşörden ayırıp karşıya bakmam, neredeyse her biri bir ton olan 200 kadar yılkı atının üzerime doğru gelmesiyle 9 şiddetinde deprem hissi uyandıran yerin sarsılması hep o andı. O andan sonra  yapacak hiçbir şeyimin olmadığını fark etmem ve tekrar gözümü vizöre dayamam, hepsi de aynı saniyelere tekabül ediyordu. Kaçacak bi yer yoktu. İşin garibi kaçmayı düşünmemiş olmamdı. Orada hissettiğim adrenalini ne yazarak, ne de anlatarak aktarabilmem imkansız ama hayatımdaki en unutulmaz anlar sıralamasında zirveye yerleştiği kesindir. Zirveyi değiştirecek bir başka an da yaşar mıyım orasını bilemiyorum.

Aslında fotoğraf nedir sorusunun cevabı benim için tam da bu fotoğraftır işte. Onlarca kelime ile yazarak anlatmaya çalıştığım o anın, tek bir fotoğraf karesine sığabilmesi fotoğrafın gücüdür benim için.Kadrajdaki atların ters bir V harfi şeklinde sağa ve sola bölünerek ayrılmalarının tek bir sebebi vardı. O da orta yerde gözü vizörde fotoğraf çekmeye devam eden bir deli adam ve o adamı ezmemek için ayrılan atlar :)

Kurgu diyorum çünkü o atların doğal ortamında bu şekilde bir kadraj oluşturup fotoğrafını çekebilme ihtimali sıfırdır.

Sembolik yapıları sıradanın dışına çıkarak çekme konusunda bize verebileceğiniz öneriler var mı? 

Diye de bir sorunuz var ya… Aslında sembolik yapı sayılmaz ama internette yüzlerce yılkı atı fotoğrafı var. O bakımdan yeni bir kompozisyon değil. Aslına bakarsanız klişe bile denebilir. Bu bakımdan sembolik bir fotoğraftır yılkı fotoğrafları.

Hepsi de bir kamyon üzerine konuşlanılmış, ya da uzaktan zoom objektifler kullanılarak çekilen, kendilerine göre çok değerli fotoğraflar. Sonuna kadar da haklılar. Herkesin farklı bir bakış açısı var ve ortaya çıkan fotoğraflar da o fotoğrafçının bakış açısını yansıtıyor.

Benim değil ama usta fotoğrafçı Ara Güler’in bir lafı ile bu soruyu cevaplamış olayım. “Fotoğrafınız yeterince iyi değilse, olaya yeterince yakın değilsiniz demektir”  Elbette yılkıların arasında kaldığım anda bu sözü düşünerek fotoğraf çekmiyordum ama benim için bu fotoğraf, büyük üstadın söylediği cümlenin ne kadar da doğru olduğunun en büyük ispatı olmuştur.

Tavsiyem yatarak çekmeyi deneyin :) Şaka değil. Sembolik yapılar alt açı çekimlerinde olduğundan daha heybetli ve dikkat çekici görünür.

Geleceğe dair en büyük planınız nedir?

Büyük müdür, geleceğe dair midir bilemem ama benim arzum, ileride kendi çektiğim fotoğraflardan, kendi çektiğim videolardan, kendi yazdığım yazılardan, kendi oluşturduğum senaryolardan, kendi yaptığım röportajlardan oluşan bir belgesel programı hazırlamak.

Yeni başlayan seyahat fotoğrafçılarına verebileceğiniz başka bir öneri var mı?

Her anı kayıt altına alın

Bol bol fotoğraflayın

Fotoğraflara dair küçük notlar tutun

Arşivinizi hafıza kartlarında ya da telefonda saklamayın

Teknolojiyi kullanın

Paylaşmaktan çekinmeyin

Kendinize ait bir web siteniz olsun ve bunları orada arşivleyin

10. yılına giren web sitemi tasarlamaya başladığımda ben bile bu kadar kapsamlı bir gezi blogu yapabileceğimi tahmin etmiyordum.(En azından bana göre kapsamlı) Şimdi onlarca fotoğraf ve gezi yazısından oluşan bir web sitesi işletiyorum ve ortalama aylık 200 bin ziyaretçi ağırlıyorum.

👁️ 2.135 Okunma