Acı Kavun Nedir? Kısa Cevap
Acı kavun (halk arasında eşek hıyarı, botanikte Ecballium elaterium), olgunlaşan meyvesi en ufak dokunuşta içindeki tohumları sıvısıyla birlikte metrelerce öteye fışkırtarak "patlayan" yabani bir bitkidir. Yol kenarlarında, boş arazilerde kendiliğinden biter. Halk arasında sinüzitten hemoroide kadar birçok derde deva sayılır; oysa bitki zehirlidir ve öz suyu ciddi tahriş eder — denemesi acil servislik olabilir.
Valla verilmiş sadakam varmış. Bu cümlenin nereden geldiğini anlamak için, dokununca patlayan bir bitkiyle fotoğraf makinesi arasında geçen o günü baştan anlatmam lazım.
Dokununca Patlayan Bitki
Hani şu dokununca patlayan bitki var ya; çocukken mutlaka onları taciz edip patlatanlar vardır aramızda. Tüylü tüylü, minik birer kavunu andıran meyveleri olgunlaştı mı içlerinde basınç birikirmiş. Gerisini tahmin etmek zor değil: en ufak dokunuşta meyve saptan fırlıyor, tohumlar sıvısıyla birlikte metrelerce öteye fışkırıyor. Kimi yörede bu huyundan ötürü cırtatan dendiği de olur. Doğa kendi el bombasını yapmış, yol kenarına dizmiş yani.
Görmek isteyen uzağa gitmesin: Akdeniz ikliminin bitkisidir; yol kenarında, boş arsada, moloz yığınının dibinde, kimsenin ekmediği ama her yerde biten cinsten. Yerde sürünen kaba yapraklarının arasından sarı çiçeklerini gösterir, yaz sonuna doğru da o tüylü mini kavunlarını kurar. Adındaki "acı" da boşuna değil bu arada; meyvesi ağza alınmayacak kadar acıymış. Tatmadım, tatmayın; sebebini birazdan anlayacaksınız.
Fotoğraf Makinesi vs. Acı Kavun
Dedim ki o bitkiye dokunayım. Patlasın. O sırada da çekim yapayım. Düşünce on numara da 😱 ne mümkün arkadaş. Ne yaptıysam beceremedim maalesef. Seri çekim, video vs. her şeyi denedim ama olmadı 😩. Ben de bir iki çekim yaptım, vazgeçtim.
Sonradan öğrendiğim teselli şu: o patlama göz açıp kapayıncaya kadar bile sürmüyormuş; milisaniyeler mertebesinde bir iş. Belgesellerdeki o ağır çekim patlama görüntüleri, saniyede binlerce kare çeken özel kameralarla yapılıyormuş. Üstelik işi şansa da bırakmıyorlarmış: makine sehpaya kurulur, kadraj patlamaya hazır meyveye bağlanır, tetikleme uzaktan yapılırmış. Yani adamlar bitkiyle satranç oynuyor; ben ise elde makine, "hadi patla" diye başında bekliyorum. Bizim aynalı ne yapsın, adamcağız elinden geleni yaptı :)

Meğer Çıngıraklı Yılan Modundaymış
Eve geldim, biraz araştırdım ki ne görem. Benim onlarca dakika uğraştığım şey, bitki değil bildiğin çıngıraklı yılan modundaymış 😬 Körlük, bulantı, kusma, ishal, hatta ölüme bile sebep verebiliyormuş; eneeeem daha nelere sebepmiş 😬 Neler neler okudum valla 😂 Sinüzite iyi gelir diye suyunu burnuna damlatanlar mı istersin, hemoroide iyi geliyor diye... neyse, uzatmiim işte 😜
İşin şakası bir yana: bu bitkinin suyunu burnuna damlatıp boğazı şişerek acil servise düşenler tıp literatürüne girmiş durumda. Yani "doğaldır, zararı olmaz" diye bir kural yok; doğanın el bombası da doğal sonuçta. Uzaktan bakın, fotoğrafını çekin, elinizi gözünüzü uzak tutun.
Girişteki cümle de şimdi anlaşılmıştır herhalde. Ben o gün bu meyveleri onlarca dakika elimle kurcalayıp durmuşum; suyu ne gözüme sıçramış ne bir yerimi yakmış. Ucuz atlatmışım da haberim yokmuş. Verilmiş sadakam varmış dediğim bu işte.
Sözün Özü
Buradan ne çıkarıyoruz? Geniş açı çekim candır. Ne gerek var çömük çömük uğraşıp durcan 😜 O gün bunca kurcalamaya rağmen bana bir şey olmamasını da verilmiş sadakama sayıyorum. Otlarla aram bozuk sanılmasın bu arada; işin şenlikli tarafını merak eden, Alaçatı Ot Festivali yazısına baksın. Peki siz? Çocukken bu bitkileri patlatanlardan mıydınız? İtiraflar yorumlarda kabul ediliyor :)

Kim ne diyor